Anasayfa arrow Makaleler arrow Carl Rogers Kişilik teorisi üzerine bir analiz
31/07/2010
 
 
Menü
Anasayfa
Hakkımda
Çalışmalarım
Makaleler
Faydalı Bilgiler
İletişim

Carl Rogers Kişilik teorisi üzerine bir analiz

 Sevdal Ayger, Londra 28 Haziran 2006

 Not: Bu araştırma, Client-Centered İnsan Odaklı (daha sonra 1956 da Rogers  tarafindan Person-Centered Kişi Merkezli, olarak nitelendirildi) teorinin, Carl Rogers’in klinik psikolog olarak geliştirdiği Humanistik Kişilik teorisi tezini de ortaya attığı  değerlendirmeleri daha yakından incelemek amacıyla  yapılmıştır. Carl Rogers, kişiyi bir obje olarak görmesede ona nesne olarak bakan insanlığın onuruna büyük saygı duyan, ilk ve öncü terapistlerden biridir.Rogers,  felsefesinde insanı inceleme olgusuna  yaklaşımını: phenomenological (olay bilim) ve idiographic(gözlemlenen ölçüm) diye tanımlarken, insan davranışları konusunda ki görüşü ise “exquisitely rational” (Ince-mantık) (rogers,1961, p.194) olarak niteleyebiliriz. Başka deyişle, onun fikrine gore “insan doğasında varolan öz (çekirdek) doğal olarak pozitif’dir.” (1961, P.73) ve güven duyulan bir organizmadır(1977,p.7). Rogers’in bu inançları ortaya koyduğu  Kişilik Teorisine de  yansımıştır.Bu araştırma sonucunda vardığım temel sonuç; Carl Rogers’in “Kendi- Self” üzerine geliştirdiği görüşler sonunda vardığı algılamaların, human condition- insanlık durumu ve bu koşulları uygun bir şekilde geliştirmesi konusundan yola çıkarak anahtar diyebileceğimiz noktalardır. 

ACTUALIZING TENDENCY ( Varolmanın yada Gerçekleşmenin Eğilimi)

 Roger 1959’ da insan “Organizma”sının altında yatan nedenin “Actualizing Tendency”- varolmanın eğilimi olduğuna karar kılmış ve  “Organizma” nın  gelişimi, autonomy (özerkliğinin) nin daha ileri yayılması  veya bu yönde giden bütün kapasitelerin gelişimini sürdürmesinde görmüş ve bu fikri korumuştur.The  tendency (eğilim) yönlendiricidir, yapıcıdır ve  şu anda tüm yaşayan varlıklarda bulunmaktadır. The Actualising  Tendency (Varolmanın Eğilimi) bazı koşullarda bastırılabilir olsa da asla organizmanın harap edilmesi dışında yok edilemez. (Rogers, 1977). 

Bu teoride,  Actualising Tendency (Varolmanın Eğilimi) kavramı motive eden güç olduğu  şeklinde  nitelenebilir. Bütün motivasyonları  ve gelişimini kapsamına alır:   ilgi, gereksinim, veya  yapabilme yeteneğinin azalması; mutluluk-arayışı eğilimi halinde olabildiği gibi yaratıcılık olgusu şeklinde de  olabilir (Rogers,1959). Sadece Organizma kendi adına bir eğilim bütünüdür, bazı  bölümleri örneğin (Kendi )(Self) bütün olarak algılanamaz. (Maddi,1996  p,106.) Bunu; “ Biyolojik baskılar genetik yazılımlardaki ihtiyacı  tamamlamak içindir” şekilde tanımlar. Her bir kişi kendi potansiyelini oluşturmak için kendi temel yapısını (ana yaşam kurallarını) oluşturma hakkına sahiptir.  

SELF (KENDISI OLMAK)

 İnsan Organizmasının, “phenomenal field” yani (olağan üstü alan)’ı yaşadığı o andaki zaman dilimindeki deneyimlerini bilinçli veya bilinç dışı taşıdığı yerdir. (Roger, 1959) Bu alanda  gelişmeler olabilir, bu alanın bazı bölümlerinde degişiklikler olur  ve o zaman bu kişinin “self” (Kendisi’)de oluşur.(Hall&Lindzey, 1985; Rogers, 1959).  “self” bu teorinin  ana merkezi yapısıdır. Diğer kişilerle olan iletişimi nedeniyle sürekli yapılanma içindedir ve varolma ve varlığını sürdürmenin  farkındalığı ile ilgilidir. The  self-concept (Kendinin-yapılanması) şu şekilde açıklanabilir: organize olmuş karakterler bütünüdür ve her bir ferdin kendisini algıladığı garip bir haldir. (Ryckman,1993,p.106). Genellikle,  kişilerin sosyal oluşumlarından edindikleri deneyimler üzerine kurulmuştur. 

SELF-ACTUALIZING TENDENCY (Kendi İçindeVarolmanın Eğilimi)

 Varolmanın  eğilimi, bilinen psikolojik  form’da  “Self” (Kendisi) ile bağlantılıdır. Böylece: “Self-actualizing tendency” (Kendisi içinde var olmanın eğilimi) şeklinde de  değerlendirilir. Varolmak olgusu, Kendi (Self )’in içinde deneyimlerle sembolize edilinen bir  kısımla alakalıdır. (Rogers, 1959) Kişinin, kendi hakkında bilinçli gözlemleri ile ne olduğunun  farkında  olması ve tetikleyici güç sayesinde kazandığı deneyimler de  kendisi ile oluşturduğu tutarlılıktır. (Maddi, 1996) Gelişimine baglı olarak  Kendi-oluşumu (self-concept) ve kendi varlolma eğilimi (self actualization) ikinci  derecede  ihtiyaclardır (inanca göre bunlar çocukluk döneminde öğrenildiği varsayılır) : “Başkalarından positif karşılık almak ihtiyacı  (need of positive regards form others) ve (the need for positive self-regards) kendisine duyduğu positif karşılık almak ihtiyacı ”,bir öncekinin içe dönük halidir.  Tercih edilen davranışlar Kişinin, kendini oluşturması “self-concept”,  ile tutarlılık gösterir.(Maddi,1996)  

ORGANISMIC VALUE AND CONDITIONS OF  WORTH (organizmanın değer  ve  değerlilik koşulu)

 Kişinin  dünyasında belirleyici olan kişiler ki; genelde bunlar ebevynlerdir  ve genelde, koşulsuz değer verme yerine, koşullu olarak positif değer verme eğilimi gösterirler. Kişi, arzu ettiği değerleri seçer, onları kendine mal eder ve  “conditions of worth- değerlilik koşulunu” oluşturur (Roger,1959). The self-concept (kendi oluşumu) ise, organizmanın gelişimi üzerine oluşumundan cok bu standart değerler üzerine meydana çıkar.  Sözü geçen Değerlilik koşulları, Organizmanın değer verme işlemini rahatsız eder,  bu koşullar akışkandır, Kişinin  ve organizmanın  olabildiğince yayılmasına bağlı olarak oluşan değerler ve dikkatlice verilen semboller sürekli  işlem halindedir (Rogers,1959).

Kişinin kendine duyduğu saygı ihtiyacı, şu anda var olan değerlilik koşulu’nun kuralına  göre deneyimlerinden seçtiği algılamalarıyla yön bulur. Bu deneyimler, kişinin algılamasında inkara uğramamış ya da  bir şekilde rahatsızlık vermemiş halde iken kişinin dikkatlice sembolize ettiği, algıladığı koşullarla bağlantı içindedir.  Bu hal kişinin kendisini algılaması ile  organizmanın gördüğü deneyim arasında bir karmaşa, huzursuzluk ve sağlıksız hastalıklı davranışların sonucu olarak “Incongruence” (samimiyetsizlik)  kendini  yalanlamak meydana  çıkar. (Rogers,1959) Bu gariplik,  insan yapısında  görülen olağan bir durumdur. Deneyimler, “subception” yolu ile  bilinçli bir farkındalık olmadan tehlikeli olarak algılanabilir, bu  taraflı formda farkında olmadan edinilen  deneyimlerin sonucu  anxiety (heyecan) dir. 

Yasamını tam olarak işleme  koyabilen kişi  ve kendisi

 Teorik olarak,  herhangi biri “Unconditional Positive Regards” (UPR) “Koşulsuz Positive (Sevgi- saygı ) Anlayış” ve Gelişiminde kosulsuz değer vermenin deneyimini  öğrenerek kalıcı bir değişim gösterebilir ve önceden gecmişinden  oluşturduğu tanımları yok sayabilir. Psikolojinin elverişli, uyarlanabilir bir sonuça ulaşması, kişinin kendi deneyimleri ile kişi arasındaki dürüstlük (congruent) ilişkisi ile  başarılacaktır. Bunun için çevresindeki diğer  kişilerden  alınan positive regards (UPR) ve pozitif self regards ( kişinin kendisine duydugu anlayış, sevgi-saygı ) organizmanin  kendini değerlendirmesi ile uyumlu olmalıdır. (Rogers, 1959) Bu ideal insan ruh yapısı, “Fully functioning person” (Fonksiyonlarını tam uygulayan kişi) ile şekillendirilir. Fonksiyonlarını tam uygulayan kişi, varoluşumu  içinde bütün deneyimlere açık olan, duygularını rahatlıkla açabilen, özgürce yaşamayı bilen,  yaratıcı ve yaşamı zenginlikleri ile yaşamasını öğrenen kişidir; “the good life”(Rogers,1961). Ayrıca şunu da ilave etmekde yarar vardır “İyi yaşam bir süreçtir, iyi yerde kalmak değildir. Bu bir  yöndür ama varılan yer değildir (Rogers,1961, p.186).  Yetişkinlerin pek çoğunda görünen,  elverişli  çocukluk dönemi geçirilmemesi  halinde terapi aracılığı ile gelişimini  ve  değişimi yakalaması ümidi  ile psikolojik olgunluğa erişebilir. Buradaki amaç; koşullu değerlerden arındırmak,  kendisine karşı dürüst olmnasını deneyimleri ile başarmak ve organizmanin değerleri (organismic valuing) işlemini yeniden  yapılandırmakdır (Rogers,1959).

 Rogers’in  görüşüne göre (1959, 1961, 1977) kişilik gelişmesi, ihtiyaç duyulan bölümlerin gelişmesine bağlı olarak açıkça mümkün olabilir. Buna rağmen, Roger kendini- kabullenme (self-acceptance) bir şekilde  gereklidir demektedir. (1961) Rogers  ilk başlarda  “self” (kendisi)  olgusunun önemini farketmemişti. Çalışmalarına başladığı zaman, “belirsiz, silik, bilimsel olarak anlamsız gibi kavramları kullanan Psikologlar  sözlüğünün dışana çıkıp yeni bir araştırmaya şüpheci gözlerle gitmiş ve “self”  yeni bir kavram getirmeye çalışmıştır. (1959,p200) Clients’lar ile çalışmaları esnasında  self in ne kadar önemli olduğunu farketmiş  ve Self’i  şu şekilde tanımlamıştır: “organize olabilen, sürekliliği olan (tutarlı), Gestalt (bütüncü) içeren ve karakteristik algılamaolarak tanımladığı kavram “Ben”  veya “Benim”  oluşumu ve  yaşamın çeşitli alanlarında, algılamalarında içinde değerlerin de birlikte olduğu diğer kişilerle olan “ben” veya “ benim” ilişkisidir. (Rogers,1959,p.200).

 Sözü geçen Gestalt, bir akışkanlığı olan değişime açık bir işlemdir ve kişinin algılamasına uygundur. Rogers özellikle değişimin mümkün olduğunu anltamak üzere bu “Gestalt” terimini kullanmak istemiştir: “küçücük bir ilave ile resmin bütünündeki anlamı ortaya çıkarmak amacıyla bu kurulumu kullanmıştır.” (p. 201)

Rogers’in self kavramı oldukça geniştir. Bunu şu şekillerde ifade eder: Gözle görünen herhangi bir değişimin sunulmadığı durumlarda “ideal self” herkişinin, kendisine en iyi şekilde sahip olunması şeklinde kendini kavramıs olarak belirtilir.(Rogers,1959) Bunu bağlı olarak, örneğin; temel kavram olan kişilik ve de kişilğin gelişmesi konularında her ne kadar kişinin imajı, yaşam süreci içindeki değişimler kesinlikle değişken olsa da kavram eksik görünmektedir. Ayrıca olağanüstü durumların Self üzerindeki etkileri, değişimler belirtilmemiş. Rogers’in kişinin “varolması” kavramı tanımı tamemen kişi ile ilgilidir ve bu farklılıkda Goldstein’in kullandığı terimle aynı anlamda değildir. ( Actualizing  Tendency ile bağlantılıdır.)  Ayrıca Maslow’un varolma  kavramı da her iki şekli içinde barındırmaktadır. (Maddi, 1996).

 Varolma egilimi, bu  teorinin  en vazgeçilmez meselesidir. Rogers bunu  “İnsan  hakkındaki en önemli temel gerçektir” (1965,p.21) şeklinde değerlendirir. Pek çok çeşitli organizmalarda, keşfettiği önemli biyolojik bulgular da bu eğilimi desteklemiştir. Rogers’in bu ileriye yönelik algılaması, Freud ve diğer uzmanların ınançlarından amaç olarak görünen tansiyonun düşürlemsi dengenin kurulması veya homeostasis’den (Kerbs&Blackman,1988; Maddi,1996)  çok farklı, derin bir yolculuğa çıkılmasına yol açmıştır.

Rogers(1977) notlarında,  hassas uyarıcının yoksunluğu konusundaki yaptığı araştırmalarda, görünen dış uyarıcının yok olması halinde, iç dünyadaki denge yerine, içsel hassas uyarıcının akınına uğrar tezi ile bu oluyu desteklemiştir. 

Bu durumda da  fikir olarak Varoluş eğilimi daha bir anlam kazanmaktadır. Rogers yasamın,  daha verimli olabilme olasılığı ve de en yüksek kapasitede kalabilmesi gibi   spesifik bir kavram kullanmamıştır.  Bir anlamda da Rogers’in felsefesi “İnsan özgürlüğündeki sezgisel ifadesi” yıpratıcı olabileceği düşüncesi de olabilir (Maddi, 1996, p.104) daha da ileriye giderek, potansiyel yaygınlığın olması inancı bu felsefenin ardında yatmaktadır.

Psikoterapinin  altında yatan ve  hem client’a hem de terapiste sınırsız olabilirliklerin inancını vermek amaciyla teorinin bir yan çalışma olabileceğini de söylemiştir. Buna rağmen, Bu felsefeyi  tüm insanlık adına uyguladığımızda, kişilik teorisi tarafından bakınca değerlerde ki akılcılık arayışı, olabilecek potansiyelliği ortaya çıkabilmesi adına mümkündür. (Maddi,1996) Birilerine veya birine yapılan engelleyici  tavırlar sonucunda, uyumsuzluk meydana gelmesi halinde Varolma eğiliminin yayılma  potansiyeli, zarar gördüğünü bir şekilde hissettirir.  Gercek kendi’  (True Self)  icinde taraflılık hissettiginde, organizmanin hareketleri bir yöne doğru  ya da diğeri ile  bilinç altı mücadeleye girişir. Varolmak  eğilimi  ile kendi varolması eğilimleri  birbirleri ile  çatışma halinde olabillir. Roger (1977), daha önce benimsediği kendi(self) ile doğal tanımlanan  yaşamsal deneyimler arasında ki farklılığın üzerine  kendine  dürüst olmama (incongruance) düşüncesini yeniden incelemeye almıştır. Ve toplum’a  inanmaktadır ki  (özellikle Batı  Kültürüne)  kültür yapısı, ödüllendiriciliği ve yaptırımcı davranış biçimi ki bunlar üniter (bütüncül)  varolma  eğilimini yönlendiricidir. (p.248). “Dünyaya, kendi varlığımıza yabancı  olarak gelmeyiz, sosyal yaşam  bu yandaşlığın arkasındadır. Rogers (1961) insan yavrusunun aslında congruance (iyilik, dürüstlük) modeli  olduğunu keşfetmistir. Ve (bebek) insan yavrusu  tamamen gerçek, tamamlayıcı,  deneyimlerde birleştirici, farkında olan ve  iletişimsel olarak  tanımlanır. Değer verme koşulları (Conditions of Worth),  bu tamamlayıcılıkdan dışarı yapılan yolculuklarında Engellenmiş algılamalar ortaya çıkar.

Bu araştırmada, iyilik ve dürüstlük (congruence) ile kendi (self) arasında  daha iyi kişilik olgunlastırılmasını ortaya çıkarmak ve  karşı koyucu tavır almak (defensive) en aza indirgemek adına, aşağıda bahsedildiği şekilde destekleyici  deney kullanılabilir (Chodorkoff, 1954;cited on Rogers,1959). Ayrıca, Maddi (1996) bu arastirma  uzerine oldukca ilginç savlarda bulundu.  Psiko-terapi uygulamalarında kişi kendini  anlatırken ideal olana doğru ilerleme  gösterir böylece, bu olguya yakınlaşan  kişiler (full functioning) büştün işlevi ile ilerlerken ortaya çıkabilecek yanlışlar mümkün olduğunca azalabilir. İdeallerin bir ölçümü  olabilen  işlemlerin sunumu  ise  (conditions of worth) değer verme koşuludur ki bu genelde sosyal konum içinde  empoze edilir.  Bu teoriye gore, (full  functioning) bütünsel işleve varmak icin ileriye doğru gitmek yerine  değer verme  koşulu (condition of worth) yaygınlaştırılmalıdır!

İnsanlık koşullarında en çok görünen kişinin kendisi ile deneyimleri arasındaki uyumsuzluğu Rogers görmüş olmasına rağmen, insan olmanın özerkliğinde, insana olan temel inaçları azalmamıştır. Rogers (1977.p.15) İnsan olmayı şu şekilde görür: “içsel ve dışsal durumlarda gelişme için muktedir olmak, kendi oluşturduğu dünyasında kendini algılayabilmek, gelecek yaşamda adım atabilmek için kalıcı seçimler yapabilmek ve bu seçimlerde uygun hareket etmek. Bu teori,  Rogers’in tarafsız görüşlerini ve kendi isteği doğrultusundaki inaçlarını simgelemektedir. İnsanoğlu rasyonel mantıklı davranışlarında yaşamı sürdürür“ der Rogers (1961,p195) ve devam eder; Çoğumuz için Trajedi kendi korunma sistemimizi çalıştırır ve mantıklı olmamızın farkındalığını bize gösterir böylece, organik olarak farklı bir yön’e gidebiliyor olsak da, bilinçli olarak bir yöne doğru hareket etmemizi sağlar. ”  Rogers, Freud’un insanlar temel olarak yokedicidir ve kaçınılmazdır şeklindeki görüşlerinin tam aksi doğrultusundadır.   Sadece  şöyle bir durumda var “insanoğlu kendi kapasitesinin altındadır”, tam olarak işlevini sergileyemez çünkü korku içindedir (1961,p.105). insanoğlunun kendi kapasitesinin farkında olması ve varlığını sembolize edebilmesi ona  kocaman bir güç verir, ancak bu farkındalıkda iki ucu keskin bıçak gibi bir olaydır:  Taciz görmeyen bir farkındalık, bütün vasıfları ile  var olabilmenin çok zenginliğin yolunu açar. Bunun yani sıra ise  taciz görmüş bir  farkındalık ise rahatsızlığa ve  farklı  sekilerde  davranış bozukluklarının  yolunu açar. (Rogers,1965) 

Ruhsal tahribat gören  kişi, “maladjusted person”,   işlevini tam olarak yapan kişinin çok uzağında diğer uç noktasında bulunan kişidir. (Bu tez’in  başlangıcında bahsettiğim gibi). Ruhsal tahribat gören kişi korunmasızdır, yaşamını olduğu yerde çaba göstermeksizin sürdürür, yaşamını önceden planlamadan rastgele  sürdürür,  özgür düşünmekten çok hep birileri tarafından yönlendirildiğini düşünür, yaratıcı olmaktan öte sıradan, kabullenici, bıkkın bir ruh halindedir. (Maddi,1996) Buna karşılık,  vasıflarını çalıştıran kişi diğerinin tam tersi olarak kendini koruma sisteminin dışında özgürce bir yaşam sürer. Vasıflarının çalıştıran kişi diğerinin tam tersi olarak kendini koruma sisteminin dışında özgürce bir yaşam sürer, deneyimlere açıktır, yaratıcı ve “iyi yasam” da yasamayı elde edebilen kişidir.

Vasıflarını çalıştırabilen kişiye deneysel, gözlemci destek vermek oldukça karışık durumdur.  Karakteristik deneyimlere   tamamen  açık olabilmekle destek verilebilir (Coan,1972; cited in Maddi,1996). Ancak, bazı araştırmalar, deneyimlere karşı gösterilen açık olabilme hali ve  organizmaya olan güvenirlilik durumları, ümit edilenin aksine içsel uyuşumun oluşmadığını gösterir. (Pearson, 1969,1974; cited in Maddi, 1996). Ryckman(1993) araştırmalarına göre de kendini korumaya almayan kişiler diğerlerinden çok daha hoşgörülü olduğunu işaret eder ve Maddi (1966) belirli sayıdaki araştırmalarında kendine barışık kişilerin diğerlerine göre daha çok hoşgörülü (accepting) olduğunu yazar. Rogers uçlarda olan iki kişiyi tanımlar, her bir kişiye bu şekilde humanistik bir vurgulama yapmak bir şekilde kafaları karıştırabilir. Maddi(1996) bu uçlardaki karakterlerde, iki prototipin olması belki de kişilik teorisinin, terapi terorisinde ikinci derecede olmasında da olabilir diye vurgular. Belki de, psikoterapi teoritik olarak, tam işlevine vakıf kişi ile ruhsal tahribat görmüş bu iki uç karekterlerle bağlantısı olduğundan bu şekilde uygulanması tercih edilmiş olabilir. Herşeye rağmen insanlık adına teoriler yapıldığında iki prototipten söz etmek yeterli değildir. Carl Rogers, insan varlığının gelişmesinde görüşlerini sunarak belkide en çok ilgi çeken kişiliktir. Onun İnsan Merkezli terapisi belkide psikolojiye damgasını vuracak en etkili terapilerden biridir. Rogers, her ne kadar ortak benzerlikleri de olmakla birlikte, şu andaki zaman dilimini algılanmaya yönelik terapisi ile Maslow’un görüşlerinden farklılıklar gösterdiği açıkca görülmektedir.

Person Centered yaklaşım terapinin dışında da pek çok alanda etkisini göstermiştir. Örneğin: aile yaşamı, eğitim, liderlik, fikrilerdeki farklılıklardaki çözüm, politika, toplumsal sağlık (Kerbs&Blackman, 1988) Bu kısa değerlendirme ile Carl Rogers’ı bütün yönleri ile yansıtmak mümkün değildir. Ama Rogers’i anlama yönünde önemli bir ipuçu olduğunu düşündüğüm şu saptamayı yaparak yazıya nokta koymak istiyorum. Bana göre Rogers, insanlık adına mücadeleci ruhu keşfettiği en önemli doktirini kişiyi, insanlık adına ve etik olarak inceleyen, bilimi doğal olarak değerlendirmeyip insanlık bilimi şeklinde tanımlayıp değer vermesidir. 

 REFERENCES;  

Hall, C.S., Gardner, L. (1985).  Introduction to the theories of personality.  Toronto: John Wiley & Sons
 
Krebs, D., Blackman, R. (1988).  Psychology: A first encounter.  Toronto: Harcourt Brace Jovanovich.
 
Maddi, S.R. (1996).  Personality theories: A comparative analysis (6th ed.).  Toronto: Brooks/Cole Publishing Co.
 
Nietzel, B.M., Bernstein, D.A., Milich R. (1994).  Introduction to clinical psychology (4th ed.)  N.J.: Prentice Hall Inc.
 
Rogers, C.R. (1959).  A theory of therapy, personality and interpersonal relationships, as developed in the client-centered framework.  
 
In S. Koch (ed.).  Psychology: A study of science. (pp. 184-256). N.Y.: McGraw Hill. (1961). 
 
On becoming a person. Boston: Houghton Mifflin. (1965).  A humanistic conception of man.  In R.E. Farson (ed.)  Science and human affairs. California: Science and Behavior Books Inc. (1977).  
Carl Rogers on personal power.  N.Y.: Delacorte Press. Ryckmann, R.M. (1993) 
Theories of personality (5th ed.)  California: Brooks/Cole Publishing Co.
Shaffer, J.B. (1978).  Humanistic psychology. N.J.:Prentice-Hall Inc.   
 

 

   
  Copyright © Sevdal AYGER - egepsikoterapi.com Tüm hakları saklıdır. 

Design by i-tech